Elektrikli Devrimin İnsan Hikâyesi
1830’lar: Gelecek, Olması Gerekenden Önce Geldiğinde
Elektrikli araçlar bugün teknoloji devriminin en göz alıcı yüzlerinden biri olabilir ama hikâye burada başlamıyor. Aslında, elektrikli araç kavramı içten yanmalı motorlardan bile önce sahneye çıkmıştı. 1830’larda Aberdeenli Robert Anderson ve Vermontlu Thomas Davenport, elektriğin ulaşımda potansiyelini gören ilk vizyonerlerdi. Ancak o yıllarda bu icatlar ne hızla gidiyordu, ne uzağa… Amaç sadece göstermekti: “Bakın, bu mümkün.”
1880-1900: Paris’te Bir Tricycle, Almanya’da Bir Devrim
Yıllar hızla aktı. 1881’de Paris sokaklarında Fransız mucit Gustave Trouvé’nün elektrikli üç tekerlekli aracı dolaşırken, Almanya’nın Coburg kentinde Andreas Flocken, belki de ilk gerçek elektrikli arabayı tasarlıyordu: Dört tekerli, şehir içinde kullanılabilir, sessiz ve şık. Fark edilmeyecek gibi değildi.
1900’ler: Elektriğin Altın Çağı
O yıllarda arabalar arasında bir savaş vardı: Buhar, benzin ve elektrik… Hepsi birbirine meydan okuyordu. Benzinli araçlar gürültülü, kokulu ve çalıştırması zor; buharlılar hantaldı. Elektrikli araçlar ise zarif, temiz ve hemen kullanıma hazırdı. New York’ta 1897’de elektrikli taksi filosunun devreye alınması, bu teknolojinin sadece elitlerin oyuncağı değil, ciddi bir ulaşım alternatifi olduğunun altını çizdi. ABD yollarının önemli bir kısmında elektrikli araçlar göze çarpmaya başlamıştı. Ama…
1908-1935: Katil İcat ve Kaybolan Bir Gelecek
Ford’un Model T’si sadece bir otomobil değil, aynı zamanda elektrikli aracın mezar taşıydı. Seri üretimle düşen fiyatlar, benzini herkes için ulaşılabilir hale getirdi. Bu sırada General Motors’un mühendislerinden Charles Kettering, benzinli motoru tek hamlede çalıştıran elektrikli marş motorunu icat etti. Böylece EV’lerin en büyük artısı da tarihe karıştı.
Bir gecede değil ama birkaç on yıl içinde, elektrikli araçlar manşetlerden, sonra da yollardan silindi. 1935’e gelindiğinde, şehir içi altyapıya bağımlı EV’ler, genişleyen kırsal yollarla ve ucuz benzinle yarışamıyordu.
1970-1990: Krizler, Hayal Kırıklıkları ve Dersler
Elektrikli araçlar iki kez geri dönmeyi denedi: 1973’teki petrol kriziyle ve 1990’lardaki hava kirliliğiyle. İlki CitiCar adında golf arabası görünümlü bir çözümle geldi. Plastik kabuk, düşük hız, kısa menzil… Kriz geçince, bu araçlar da tarihe gömüldü.
İkincisi, General Motors’un EV1 modeliyle yaşandı. O, gerçek bir arabaydı. Modern, hızlı, sessiz… Ama satılmadı, sadece kiralandı. Müşteriler aşıktı ona. GM ise değildi. Şirket, kendi inovasyonunu kâr etmediği ve benzinli devleri tehdit ettiği gerekçesiyle ezdi. Kelimenin tam anlamıyla. EV1’ler geri toplandı ve hurdaya çıkarıldı. İnsanlar protesto etti, gözyaşı döktü. Ama zaman dolmuştu.
2000’ler: Kazanma Formülü
Gerçek devrim için iki şey gerekiyordu: Güçlü bataryalar ve inatçı bir vizyoner. Lityum-iyon piller taşınabilir elektronikler sayesinde ucuzladı, geliştirildi. Ve sonra Tesla sahneye çıktı. 2008’deki Roadster ile EV imajını baştan yazdı. Bu bir çevreci girişim değil, bir performans manifestosuydu. 0’dan 100’e 4 saniyede çıkan, menzil sorununu çözen, göz alıcı bir tasarımdı.
Elektrikli araç ilk kez, ödün verilmesi gereken bir araç değil; arzu edilen bir obje haline gelmişti.
2024-2025: Savaş Kızışıyor
Bugün Tesla yalnız değil. Çin’in devi BYD, hibrit ve tam elektrikli araçlarıyla sadece teknolojik değil, jeopolitik bir meydan okuma sunuyor. 2024’te Tesla’nın satışları gerilerken, BYD yükseldi. Strateji farkı belirleyici oldu: Tesla sadece tam elektrikli üretirken, BYD hibritlerle de geçiş döneminin müşterilerini kazandı.
Türkiye de bu yarışta boş durmadı. Togg, sadece bir araba üretmedi; bir ekosistem kurdu. Trugo şarj ağı, tüm illeri kapsayan bir erişim sağladı. 2024’te pazar lideri olan Togg, 2025’te Tesla’nın agresif yükselişiyle ikinciliğe gerilese de yarıştan kopmadı.
Politika ve Altyapı: Esas Mücadele Yeni Başlıyor
Batı, Çin’in yükselişini vergi duvarlarıyla engellemeye çalışıyor. Avrupa, 2035’te benzinli satışını yasaklama planıyla ileri bir adım atsa da Almanya ve İtalya bu yasaya karşı duruyor. Bu sadece bir teknoloji seçimi değil; milyarlarca euroluk bir endüstrinin geleceği.
AB aynı zamanda altyapı cephesinde de ilerliyor. Yeni düzenlemelerle, her 60 km’de bir hızlı şarj istasyonu kurma zorunluluğu getirildi. Bu, EV tarihindeki 1935 dersini -“Altyapısız EV yaşayamaz”- unutmayan bir yaklaşım.
Ufukta Ne Var?
Batarya teknolojisi evrim geçiriyor. Daha ucuz (LFP, Sodyum-iyon) ve daha güçlü (Katı Hal) piller yolda. V2G (Vehicle-to-Grid) ile araçlar sadece tüketici değil, enerji üreticisi olacak. Seviye 4 otonomi ile direksiyon bırakmak sıradanlaşacak.
Sonuç: 150 Yıllık Döngünün Tamamlanışı
Elektrikli araç hikâyesi, teknolojik bir yolculuktan çok, bir zamanlama meselesi. Doğru fikir, doğru zamanda, doğru ekosistemle buluştuğunda ancak devrim olur. Bugün artık savaş elektrikli mi benzinli mi değil; hangi ülke, hangi vizyon, hangi şirket bu geleceğe öncülük edecek sorusu etrafında şekilleniyor.
Ve bu kez, Türkiye de yarışta.
Elektrikli Arabanın Tuhaf Hikayesi
Elektrikli arabalar sanki son on yılın yeni parlayan yıldızı gibi görünse de, hikâyeleri aslında otomobil tarihinin en eski bölümlerine uzanıyor. Tesla, Togg, Çinli devler… Bu isimler size geleceği çağrıştırıyor olabilir. Ama elektrikli araba tarihi gerçeğinde, geçmişe doğru unutulmuş bir yolculuğun yeni perdesindeyiz.
Başlangıç: Elektrikli Taksi Filoları ve Sessiz Bir Devrim
1900 yılında New York sokaklarında dolaşan elektrikli taksileri hayal edin. O dönemde bu araçlar, “gürültüsüz, dumansız ve konforlu” deneyimiyle şehirli elitin gözdesiydi. Benzinli otomobiller mi? Onlar, elleri kıran marş kolları ve kokusuyla “pis işlerin arabası” sayılıyordu. Elektrikli araçlar, bir düğmeye basarak çalışıyor, sarsıntısız gidiyor ve aristokrat zarafetiyle ilerliyordu.
Ancak o zarif devrimin önünde büyük bir engel vardı: altyapı. Elektrikli arabalar sadece şehir içinde, kabloların erişebildiği alanlarda anlamlıydı. Bu da onların “şehirli oyuncak” imajını pekiştirdi. Sonuç? Büyük resim kaçtı, potansiyel ertelendi.
Katil İcat ve Dönüm Noktası
İşin ironisi, elektrikli aracı tahtından eden şey yine elektrikti: 1912’de Cadillac, elektrikli marş motorunu tanıttı. Artık benzinli araçlar da bir düğmeyle çalışıyordu. Aynı yıl Ford’un Model T’si seri üretimle halkın arabası oldu. Bir yanda Texas’ta keşfedilen dev petrol rezervleri, diğer yanda genişleyen otoyollar… Benzinli araçlar sadece ucuz değildi; özgürlük vaadiyle geliyorlardı. Elektrikli araçlar ise priz kablosuna mahkûm.
1935’e gelindiğinde, EV’ler tamamen sahneden silinmişti.
Geri Dönüş(ler): 1970’ler ve 1990’lar
Elektrikli araçlar iki kez sahneye geri çağrıldı. İkisi de başarısız oldu ama nedenleri bambaşkaydı.
Petrol Krizi ve Golf Arabası Dramı
1973’te OPEC ambargosu benzin istasyonlarında kuyruklar oluşturdu. Yanıt: Sebring-Vanguard CitiCar. Görüntüsüyle çocuk oyuncağını andıran bu araç, hız yapamıyor, konfor sunamıyor, güven vermiyordu. İnsanlar sadece çaresizlikten bir ürünü almazlar. Bu bir ders oldu: Başarı, EV’nin iyi olmasıyla mümkün; sadece benzinin kötü olması yetmez.
GM ve EV1: Aşk, İhanet ve Ezilen Hayaller
1990’larda Kaliforniya’daki hava kirliliği bir yasa doğurdu: ZEV (Sıfır Emisyonlu Araç). General Motors, EV1 adlı müthiş bir araç geliştirdi. Tasarımı fütüristikti, performansı etkileyiciydi. Ancak satışa sunulmadı, sadece kiralandı. Kullananlar bayıldı. GM ise yasayı zayıflattı, sonra da tüm araçları toplatıp ezdi. Kelimenin tam anlamıyla.
Ders: Sorun bu kez teknoloji değil, iradeydi. GM, kendi iş modeline zarar gelmesin diye kendi yarattığı güzelliği yok etti.
Gerçek Devrim: Pil, Paradigma ve Bir Spor Araba
Yıllarca tüketici elektroniği sayesinde geliştirilen lityum-iyon piller, otomotiv sektörü için bir armağandı. Ama onu gören göz, değiştiren el gerekiyordu. İşte sahneye Tesla çıktı.
2008’deki Tesla Roadster, sadece elektrikli bir araç değildi; statüydü, tutkuydu, hızdı. Tesla’nın verdiği mesaj netti: Bu araba çevreci olduğu için değil, diğerlerinden daha iyi olduğu için alınır.
Ve işe yaradı. İnsanlar elektrikli arabaları ilk kez arzulamaya başladı. Çünkü bu sefer ödün değil, üstünlük vardı.
Bugün: Savaş Alanı Genişliyor
2025 itibarıyla pazar artık bir arenaya dönüştü. Tesla ile Çinli BYD arasındaki yarış, bir teknoloji ve strateji savaşı. Tesla sadece saf elektrikli araçlar sunarken, BYD aynı anda hem BEV hem de PHEV satıyor. Özellikle menzil endişesi olan kullanıcılar için BYD’nin hibritleri akıllı bir köprü sunuyor.
Türkiye de bu arenada önemli bir aktör. 2024’te Togg T10X liderliği göğüsledi. Ancak Tesla Model Y ciddi bir çıkış yaptı. BYD Atto 3 ve Seal U modelleriyle piyasaya güçlü giriş yaptı. Artık bu, Togg ile Tesla’nın ikili mücadelesi değil; çok kutuplu, dinamik bir oyun.
Togg’un asıl başarısı ise sadece araba üretmek değil, aynı anda Trugo ile altyapı ekosistemini kurmak oldu. 1900’lerin ve 1970’lerin hatasını tekrarlamadılar.
Ufukta Ne Var?
1. Siyasi Gerilimler ve İkiyüzlü Politikalar
ABD ve AB, Çinli araçlara gümrük duvarları örüyor. Gerekçe: adil olmayan sübvansiyonlar. Gerçek sebep? Batarya savaşında kaybettikleri pozisyonu otomobilde tekrar yaşamak istemiyorlar.
Avrupa’da ise Almanya ve İtalya, 2035 benzinli yasaklarını esnetmeye çalışıyor. Bu, bize GM’in 1990’larda kendi icadını ezmesini hatırlatıyor.
2. Katı Hal Batarya: Pilin Kutsal Kâsesi
Yanıcı sıvı elektroliti katı seramikle değiştiren bu teknoloji, iki kat menzil, sıfır yangın riski vaat ediyor. Yıllardır “beş yıl sonra” deniyordu, 2025 ise prototiplerin sahneye çıktığı yıl olacak gibi.
3. V2G: Arabanın Elektrik Santraline Dönüşümü
Aracınız sadece enerji tüketen değil, enerji satan bir varlık olabilir mi? Evet. V2G teknolojisi sayesinde, elektrikli araçlar şebekeye enerji geri verebilecek. Park halindeki milyonlarca araç, sanal santrallere dönüşecek.
Sonuç: Döngü Tamamlanıyor
Elektrikli araçlar 1900’lerde altyapı yüzünden kaybetti.
1970’lerde kötü ürün yüzünden.
1990’larda kurumsal korkaklık yüzünden.
Bugün, teknoloji (lityum-iyon), ürün (Tesla) ve altyapı (Trugo ve benzerleri) bir araya geldi. Bu bir geçici heves değil; kalıcı bir dönüşüm. Artık soru “EV mi, benzinli mi?” değil. Soru şu:
Elektrikli arabayı sadece bir taşıma aracı mı göreceğiz, yoksa onu enerji sisteminin aktif bir aktörü mü yapacağız?
İlk tur tamamlandı. Şimdi sıra ikinci devrimde.
Elektrikli Arabanın Tuhaf Hikayesi: 100 Yıl Önce Neden Kaybetti ve Şimdi Dünyayı Nasıl Ele Geçiriyor?
Şöyle bir düşününce, elektrikli araçlar (EV) sanki son 10 yılın icadı gibi geliyor, değil mi? Tesla, Togg, Çinli markalar… Oysa bu, otomotiv tarihinin en büyük yanılgılarından biri.
Aslında tam tersi geçerli. Size desem ki 1900 yılında New York sokakları elektrikli taksilerle doluydu ve benzinli arabalar “gürültülü, pis ve tehlikeli” bir alternatif olarak görülüyordu, ne dersiniz?
Bu bir yenilik değil, bu bir “geri dönüş”. Ve bu geri dönüşün hikayesi, teknolojiden çok daha fazlasını, egoları, petrolü ve tek bir “katil icadı” barındırıyor.
1900’lerin “Altın Çağı” ve O Meşhur Hata
Yüzyılın başında ortalık Teksas katliamı gibiydi. Buhar, benzin, elektrik… Üç teknoloji de “gelecek” olmak için yarışıyordu. Ve ipi göğüsleyen, şaşırtıcı bir şekilde, elektrikli araçlardı.
Neden? Çünkü kullanıcı deneyimi harikaydı. Gürültü yok, egzoz dumanı yok, titreşim yok. Ve en önemlisi, benzinli motorları çalıştırmak için gereken o tehlikeli “elle çevirme kolu” (hand crank) yoktu. Bu kol, insanların kollarını kırabilen, ciddi yaralanmalara yol açan bir illetti. Hatta 1908’de bir otomobil üreticisinin bu kol yüzünden yaralanıp öldüğü bile kayıtlara geçmiş.
EV ise bir düğmeyle sessizce çalışıyordu. Zengin şehirli kesim için idealdi. New York’ta elektrikli taksi filoları cirit atıyordu.
Peki ne yanlış gitti? Tek bir kelime: Altyapı. EV’ler, şarj edilebilecekleri zengin ve kablolu şehirlere hapsolmuştu. Bu “şehir içi araç” algısı, onların sonunu hazırladı.
Katil İcat: Elektrikli Marş Motoru
Sonra iki şey oldu.
Birincisi, Henry Ford, Model T ile seri üretimi icat etti ve benzinli arabaları sudan ucuz hale getirdi. İkincisi, Teksas’ta devasa petrol yatakları bulundu. Benzin artık bedavaydı ve şehirlerarası yollar hızla inşa ediliyordu. Amerikalılar artık şehir dışına çıkmak istiyordu.
EV’nin “kısa menzil” sorunu artık bir Aşil topuğuydu.
Ama EV’nin hâlâ o “elle çevirme kolu” avantajı vardı. Ta ki 1912’ye kadar. Charles Kettering adında bir mühendis, “elektrikli marş motorunu” icat etti. (İronik, değil mi? Elektrikli arabayı öldüren şey yine elektrik oldu).
1912 model Cadillac’larda sunulan bu sistemle artık benzinli arabalar da bir düğmeyle kolayca ve güvenle çalışıyordu. Oyun bitti. EV’nin son kalesi de düşmüştü.
Bu, bir aracın diğerine karşı zaferi değildi; bu, bir ekosistemin (Ford’un üretimi + Teksas petrolü + ulusal yollar + marş motoru) diğerine karşı zaferiydi. 1935’e gelindiğinde, EV piyasadan tamamen silindi.
Başarısız Geri Dönüşler (1970’ler ve 1990’lar)
Peki, sonra? Yaklaşık 40 yıllık bir sessizlik. Sonra iki kez geri dönmeyi denediler ve ikisi de fiyaskoyla sonuçlandı. Bu başarısızlıklar, bugünkü devrimin neden başarılı olduğunu anlamak için kritik.
1970’ler Petrol Krizi
OPEC petrol ambargosu vurdu, benzin kuyrukları uzadı, insanlar paniğe kapıldı. Cevap ne oldu? Sebring-Vanguard CitiCar. Bu bir araba değildi, golf arabasının hallicesiydi. ABS plastikten yapılmış, “yuvarlanan kapı durdurucusu” diye alay edilen, içinde klima, radyo veya herhangi bir güvenlik özelliği olmayan bir kutuydu.
1970’ler Dersi: İnsanlar sadece benzin pahalı diye kötü bir ürüne katlanmazlar. EV’nin başarılı olması için benzin kötü olduğundan değil, EV iyi olduğundan tercih edilmesi gerekiyordu.
1990’lar Emisyon Krizi
Kaliforniya’daki korkunç hava kirliliği, eyaletin “Sıfır Emisyonlu Araç” (ZEV) zorunluluğunu getirmesine neden oldu. Cevap? General Motors’un (GM) EV1’i.
Bu kez durum farklıydı. EV1 bir teknoloji harikasıydı. Sıfırdan EV olarak tasarlanmış, fütüristik bir görünüme, o dönem için müthiş bir menzile (Nikel-Metal Hidrit pillerle 169 km) sahipti. GM bu arabayı hiç satmadı, sadece kiraladı. Ve kiralayanlar arabaya adeta aşık oldular.
Peki GM ne yaptı? ZEV yasasını zayıflatmak için başarılı bir lobi yürüttü ve yasal baskı ortadan kalkınca, 2003’te tüm EV1’leri (yaklaşık 1.117 adet) geri topladı ve Arizona’daki bir çölde ezdi. Evet, bildiğiniz ezdi. “Elektrikli Arabayı Kim Öldürdü?” (Who Killed the Electric Car?) belgeseli de bu trajediyi anlatır.
1990’lar Dersi: 1935’te sorun teknoloji ve ekosistemdi. 1990’larda sorun kurumsal iradeydi. GM, kendi kârlı benzinli iş modelini tehdit ettiği için kendi harika icadını kasten yok etti.
Gerçek Devrim: Pil ve Paradigma
GM’in bu “kendi kendini sabote etme” eylemi, geleneksel üreticilere güvenilemeyeceğini gösterdi ve Silikon Vadisi için bir ilham kaynağı oldu. Gerçek devrim için iki şeye ihtiyaç vardı:
1. Eksik Halka: Lityum-İyon Pil İşin komik tarafı, bu pil arabalar için icat edilmedi. 1990’larda Sony kameralarımız, dizüstü bilgisayarlarımız ve cep telefonlarımız için geliştirildi (2019’da Nobel Kimya Ödülü’nü de bu yüzden aldılar). Tüketici elektroniği pazarı, bu pilleri on yıllarca finanse etti, ucuzlattı ve geliştirdi. Otomotiv endüstrisinin tek yapması gereken, bu “hazır” teknolojiyi fark etmekti.
2. Paradigma Değişimi: Tesla 2008’de Tesla Roadster sahneye çıktı. Bu bir araba değil, bir beyanattı. Tesla, 70’lerin “kıtlık” ve 90’ların “çevreci zorunluluk” anlatısını çöpe attı. Bize bir “ödün” değil, bir “arzu nesnesi” sattı. 0’dan 100’e 3.9 saniyede çıkan bir süper araba. Ve evet, tesadüfen elektrikliydi.
Tesla’nın asıl inovasyonu, EV’yi “çevreci bir zorunluluk” olarak değil, “daha iyi bir teknoloji” olarak satmasıydı. Daha hızlı, daha sessiz ve daha havalıydı. Tüm pazarın kilidini açan anahtar buydu.
Günümüz: Pazar Savaşları ve Türkiye’nin Yeri
İşte geldik bugüne, 2024-2025’e. Artık tam ölçekli bir endüstriyel savaş var.
Savaşın adı: Tesla vs. BYD. Tesla “saf elektrikli” (BEV) stratejisiyle giderken, Çinli dev BYD “esnek” gidiyor. Hem saf elektrikli (BEV) hem de şarj edilebilir hibrit (PHEV) satıyor. Ve bu PHEV’ler sayesinde (özellikle Çin pazarında) satış adetlerinde Tesla’yı geride bırakıyor. Bu, “menzil endişesi” olan müşteriyi yakalamak için mükemmel bir köprü stratejisi.
Peki ya biz? Türkiye pazarında da müthiş bir dinamizm var. 2024’te yerli gururumuz Togg T10X pazar lideriydi. 2025’te ise Tesla Model Y’nin güçlü bir atak yaptığını görüyoruz. Pazar artık Togg-Tesla yarışı değil; BYD’nin (Atto 3, Seal U) ve diğerlerinin (Kia, Mini) tam güçle girdiği çok oyunculu bir arenaya dönüştü.
Togg’un en akıllı hamlesi ise 1935’teki hatayı yapmaması oldu: T10X (ürün) ile birlikte Trugo’yu (altyapı) da eş zamanlı olarak piyasaya sürdü. Bir ekosistem kurdu.
Ufuk Çizgisi: Savaşlar, Piller ve Sanal Santraller
Peki ya sonrası? Ufukta üç büyük başlık var.
1. Siyasi Savaş (ve Biraz İkiyüzlülük) Batı (ABD/AB), Çinli EV’lere karşı %100’e varan gümrük vergileri koyuyor. Neden? “Adil olmayan sübvansiyonlar” diyorlar. (Asıl neden: Batarya savaşını kaybettiler, araba savaşını kaybetmek istemiyorlar).
Avrupa’da ise ayrı bir kriz var. AB, 2035’te benzinli motorları yasaklama kararı aldı. Ama şimdi otomotiv devi Almanya (ve İtalya), bu yasağı “e-yakıtlar” ve “PHEV’ler” için delmeye çalışıyor. Bu size de 1990’lardaki GM’in kendi iş modelini koruma refleksini hatırlatmıyor mu?
2. Bataryanın Kutsal Kâsesi: Katı Hal (Solid-State) Mevcut lityum-iyon pillerin yanıcı “sıvı” elektrolitini, “katı” bir seramikle değiştirmek. Vaat? Yanmayan, daha güvenli ve potansiyel olarak iki kat menzilli piller. Uzun zamandır “beş yıl sonra” deniyordu, ancak 2025, bu teknolojinin laboratuvardan çıkıp “prototipe” geçtiği yıl oluyor.
3. Asıl Devrim: V2G (Araçtan Şebekeye) Bence en yıkıcı teknoloji bu. V2G, arabanızı tek yönlü bir enerji tüketicisi olmaktan çıkarıp, iki yönlü bir “mobil bataryaya” dönüştürüyor.
Yani? Arabanız park halindeyken, elektriğin pahalı olduğu akşam saatlerinde şebekeye enerji satarak size para kazandıracak. Milyonlarca EV, birer “Sanal Enerji Santrali” (VPP) olacak. İşte bu, oyunu gerçekten değiştirecek.
Döngü Tamamlanıyor
150 yıllık döngü böylece tamamlanıyor. Elektrikli araçlar 100 yıl önce “ekosistem” (petrol + yollar + marş motoru) olmadığı için kaybetmişti. 1970’lerde “ürün” (o golf arabası) kötü olduğu için kaybetmişti. 1990’larda “kurumsal irade” (GM’in ihaneti) olmadığı için kaybetmişti.
Bugünün devrimi ise kalıcı, çünkü bu üç dersi de öğrendik: Lityum-iyon ile “teknoloji” geldi, Tesla ile “arzu edilen ürün” geldi, Trugo ve diğer şarj ağlarıyla “ekosistem” kuruluyor.
Artık “EV mi, ICE mi?” savaşı bitti. EV’ler kazandı.
Şimdi yeni savaşlar başlıyor: Doğu (BYD) vs. Batı (Tesla), ucuz LFP piller vs. performans odaklı Katı Hal piller ve en önemlisi, arabayı sadece bir meta olarak görenlerle onu aktif bir “enerji şebekesi varlığı” (V2G) olarak görenler arasındaki savaş. Ve bu, 1900’lerdeki o sessiz taksilerden çok daha büyük bir devrim.